Hikaye Oku; “Abuş Bey Hizmet Yarışında”


Hikaye Oku; “Abuş Bey Hizmet Yarışında”

Tüm yöre halkı, kaç günden beri Abuş Beyi bekliyordu. Abuş Bey ilçeye niçin geliyordu, yurttaşlar tek onu bilmiyorlardı. Çünkü Abuş Bey büyük adam olduktan sonra, ilçeye bir kez uğramıştı. O da şöyle bir gelip geçmişti, yel gibi… Bayramlar olmuştu, seyranlar gelip geçmişti, ara ki bulasın Abuş Beyi? «Bu adam gayrı bizi defterinden sildi,» diye konuşulduğunda, onun yağcıbaşıları hemen söze giriyorlardı, «Adamın memleket işlerinden başını kaşıyacak hali mi var ki?..» Ama ilçede genel kanı şuydu: «Abuş Bey hayırlı bir iş için geliyordu!»

İl yolu boyunca, Delidereye yakın, Pilav tepeye bakan, Kurtuluş Savaşı firarilerinden Hödük Mıstık Ağa’nın o ot bitmez arazisinde; üçbeş kişinin çalışmalarıyla bir çukur açılıyordu. Ertesi günü gelip çatınca işler hızlandı, direkler dikilmeye başlandı. Bir kamyon çakıl, demir ve çimento… Bir kürsü, yarım minare boyu; ustalar habire çakıyorlardı.

İlçe halkı pazar günü sabahı davul ve zurna sesleriyle uyandı. Davulcu o çingen Bayram davulunu öyle tokmaklıyordu ki, nerede ise patlatacaktı. Zurnacı Haydar da bir hava tutturmuştu, yanık.. Öte yandan ilin Belediye Bandosu da kendisinden geçip, iç kıyıncı bir marş çalıyordu. Kalabalık. Kasap Şito başını kaşıdı :

Belediye Bandosu çok iyi çalıyor, dedi, içli bir hava…

Basık burunlu, iri dudaklı Rıza güldü :

– İnşallah, dedi, seni de böyle bir hava ile kaldırırız!.

Davul ve zurna takımı bandocuların yanına gelince, bandocuların kafaları attı, onlara yan yan bakmaya başladılar. Zurnacı Haydar, zurnasını Banda Şefinin kulağına doğru üfürüyordu!

Tören alanına gelindiğinde, zaten alan çoktan yükünü almıştı. Otobüsler, kamyonlar ve traktörler habire insan taşıyorlardı..

Köfteciler, şıracılar, simitçiler, ayrancılar, çekirdekçiler, lahmacuncular, kasetçiler yerlerini almışlardı. Kürsü gelin gibi süslenmişti, kırmızı. sarı ve mavi renkli kordelalar uçuşuyorlardı. Polisler. bekçiler.. Belediye Çavuşları… Kürsünün çevresinde tur atıyorlardı, partinin adamları da kürsünün az gerisinde dikilyorlardı.

Hava güzeldi, güneş ikindi sonrasıydı. Dere boyundaki söğüt ağaçlarının yaprakları kıpır kıpırdı, hafif bir yel esiyordu.

Gözler hep il yolundaydı. Ha geldi, ha geliyordu Abuş Bey!. Alan tüm dolmuştu. Yöre halkı bir yana, bölge halkı dahi gelmişti.

– Ne mutlu Abuş Beye, bu günleri de gördü!.

– Bakalım bize ne müjdeler verecek?..

– Su!.. Karpuz çatlatan.. Suuuu!..

Abuş Beyin beylik arabası yolun ucundan gözükünce, bir velvele koptu. Düdük ve korna sesleri birbirine karıştı. Konuşmalar, bağrışmalar başladı, «Hoş geldiniz Abuş Bey!. Seni kalbimize basıyoruz!.. >>

Arabasından kasıla kasıla indi. Şapkası elinde, göbeği önde yürüdü. Kimseye yüz vermiyordu. Yedi düvele kafa tutmuş eski paşalar gibi kurum satıyordu.

– Bak hele Hüsmen Dayı, hayırlı evlat buna denir işte..

– He ya, doğru bi ilaf..

– Tefeci Rüstem Bey bi sağ olsaydı da, şu oğlunu böyle görseydi, değel mi?..

– Abuş Bey gibi daha üçbeş adam olsa, memleket ona buna avuç açmaktan kurtulurdu..

Kürsünün merdivenlerini soluya soluya çıktı. Kürsüden kalabalığa keyifli keyifli baktı. Elini ve kolunu sallamaya başladı. Sesler yükseldi hemen :

– Babamız Abuş Bey …

– Milliyetçi..

– Müjdelerinizi bekliyoruz, haydi konuş!.

Dağlar taşlar sanki insan dolmuştu. Şapkasını havaya kaldırarak halkı selamladı. Bir bardak suyu yuvarladıktan sonra nutkuna hemen geçti:

«Çok sevgili yurttaşlarım.

Kaç yıldır sizleri sıcak bağrıma basamadığım için çok üzüntülüyüm.. Şükür Allaha ki, sizlere burada kavuşmuş oldum. Sizlere çok iyi haberlerle gelmiş bulunuyorum. Sizlere ne söylesem, ne yapsam azdır.. Sizlerin nelere layık olduğunuzu çok iyi biliyorum ve sizler büyük şeylere layıksınız …»

– Yaşaaaa!..

– Sen varken asla bizim sırtımız yere gelmez, Abuş Bey…

– Çimento pavlikası istiyoruz…

– Dayıların dayısı…

Kalabalık coşunca o da coştu :

«Hele sizler beni dinleyin, beni.. Sizler neye layıksanız burada onlar yapılacaktır. Hükümetimiz gece gündüz sizler için uğraşıyor ve sizler için kalbi çarpıyor.. Kim ünledi az önce, «Biz çimento fabrikası istiyoruz?. . » diye. Hele hele?.. Yoo, hayır. Bu asla olmaz.. Biraz akıllarınızı başlarınıza toplayınız, ne demek çimento fabrikası? Olmaz böyle şey, olmaz. Buna benim vicdanım razı gelmez. Aziz yurttaşlarım, gelmez.. Fabrika demek, grev demektir… Grev de bozgunculuktur. Ne diyordum ben?.. »

Bir bardak su daha devirdi. Mikrofonun demirini kendine çekti:

«Olmaz böyle şey, olmaz!.. Çimento fabrikası ha, siz akıllarınızı peynir ekmekle mi yediniz? Bayırlarında ve çayırlarında kırk türlü çiçek açan bu yörede çimento fabrikası kurmak, büyük cinayettir. Bir yöreye böyle bir fabrika kuruldu mu, tozdan ve dumandan göz açmak mümkün değildir. Evlerin damları, ağaçlar, çayırlar bütün beyaza kesilir; gökten kireç yağmış gibi olur… Sizler böyle bir fabrikaya asla ve asla layık değilsiniz! Sevgili yurttaşlarım, ben sizlere nasıl kıyarım, ben sizlerin sağlığınızı nasıl ayaklar altına alırım?. Benim de vicdanım var..

Ne demek çimento fabrikası. ne demek?.. Ben sizlere daha iyi şeyler müjdelemek için buraya geldim ve sizleri bağrıma bastım …»

«Ne söylüyordum, ne diyordum? Haaa, baraj istiyorsunuz öyle mi? Baraj.. Sizlerin benden daha esaslı şeyler isteyeceğini, akla daha yakın bazı isteklerde bulunacağınızı tahmin etmiştim, ama yanılmışım! Siz tuttunuz baraj istediniz… Siz gelin de bu baraj işini bir yana itin, siz kendinize de mi acımıyorsunuz? Vallahi azizim, bu baraj denilen şey bir taştı mı, yandınız gitti. Sel sularına kapılır gidersiniz, ne eviniz kalır, ne de bağınız bahçeniz, davarınız ve malınız mülkünüz.. Gelin siz şu baraj işini bir yana itin, yukarıda da söyledim bu sözleri, gelin vaz geçin bu mendebur işten. Benden baraj isteyeceğinize garaj isteseydiniz ya!.. Baraj tehlikelidir, tehlikelidir çok, uyumayın ..»

«Aziz vatandaşlarım, ben buraya niçin geldim? imkanı yok bilemezsiniz, nereden bileceksiniz? Durun hele.. az önce kim bağırdı: «Uçak Fabrikası istiyoruz?» diye. Uçak fabrikası ha, size hemen bir büyük bir uçak fabrikası kurayım, bir emir vereyim kurulsun.. Sonra? Fabrikayı kurduk, ona bir meydan lazım.. Meydanı da açtınız mı, her yanınız gürültü patırtı kesilecek. Vallahi bu uçak gürültüsü, siz aziz kardeşlerimde şeye sürülecek akıl bırakmaz. Ya bir de ilçemizin üzerine uçak düşerse, cayır cayır yanarız ha, Antep kebabı oluruz ve olursunuz!. Yooo, ben size kıyamam, olmaz böyle dalga.. Diyeceksiniz a uçak fabrikası olmazsa, top fabrikası kurun. Benim buna da aklım bir türlü yatmıyor, top da patlar. Top da patladı mı insanlarda ne kulak bırakır, ne de göz. Ben askerken bizim bataryada bir top patlamıştı, vallahi inanmazsınız ama, yedi dağı delip geçmişti! Tank fabrikası?. Haydi kurduk tank fabrikası, bu kadar çok tankı ne yapacağız? Zaten, Sam Amcamız bize gereği kadar tank veriyor, bir de biz tank yapmaya başladık mı, Sam Amcamızı kırmış oluruz! Canım sonra tank denilen o demir yığını gürültüden başka ne ki, biliyorsunuz ki gürültü baş ağrısı yapar, sizin başlarınıza yazık değil mi? Muhterem yurttaşlarım, tankmış ve topmuş bunlar boş şeyler. Sizler daha kıyak şeylere layıksınız!..»

«Petrol rafinerisi ha, bu isteğinize şaştım kaldım doğrusu!. Kimin aklına geldi böyle bir istek? Petrol rafinerisi demek ateş ve cehennem demektir. Sizlere hiç yazık değil mi, sizler kendinize de mi acımıyorsunuz? Sizler cehenneme değil, cennete layık kimselersiniz.. Olmaz böyle şey, ben yaşadıkça böyle bir şeye izin vermem. Ben istesem şimdi burada on rafineri kurarım ama, ne edeyim ki sizlere acıyorum.. Rafineri kurmak nedir ki, sayın vatandaşlarım?.. işte ben bu yüzden rafineri işine karşı çıkıyorum, rafineri demek yangın ve patlama demektir, uyumayın… Bana böyle bir şey kurdurup da ateşten ve yangından gömlek mi giymek istiyorsunuz? Olmaz böyle şey, olmaz.. Ha rafineri, ha atom bombası? Sizler atom bombasıyla koyun koyuna mı yatmak istiyorsunuz? Yoo, sizler daha iyi ve kıyak şeylere layıksınız!. Hele biraz sabırlı olun, sabırlı…»

Abuş Bey konuşmasını birden kesti, şapkasını havaya kaldırıp kalabalığı selamladı. Kürsüden ağır adımlarla indi. daha önce kazılmış olan çukurun başına gelip dikildi. Küreği eline alıp yanında duran harca daldırdı. Alkışlar arasında konuşmasını şöyle sürdürdü :

«Sevgili vatandaşlarım,

Böyle hayırlı bir günde, mübarek cuma günü, çok değerli huzurlarınızda, dünyanın en büyük ve modern hapishanesinin temeline ilk harcı koymanın sevinci içindeyim; sağolun, varolun… Allah ne muradınız varsa versin.. Hele bu hapishane bir bitsin de, Amerika’daki Sing Sing hapishanesi, bizimkinin yanında oyuncak gibi kalacaktır. Fransızların «Bastil» i de öyle… Bu bizim hapishanenin çevresi sur gibi yüksek duvarlarla çevrilecektir! Gaz odaları, Hitler’vari olacaktır. Şili usulü zındanlar, General Franko usulü hücreler.. Musolini usulü işkence odaları … Bu hapishanede iple adam asmaya paydos dedik, daha şimdiden Amerika’ya elektrikli sandalyeler sipariş ettik. Sizleri en halis niyetle ve candan selamlar, bu hapishanenin milletimize hayırlı olmasını Allah’tan dilerim…»

Şakir BALKI

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir