Hikaye: Kıkırbıdıklar ve Kaybolan Kahkaha
Kıkırdayan Vadi’de hayat bir şarkı gibiydi. Ağaçlar rüzgârda sallanırken hışırdamaz, kıkırdardı. Nehir yatağında akarken şırıldamaz, fıkırdardı. Bu vadide yaşayan çocuklar, Leo ve Mila da, vadinin en neşeli sakinleriydi. Leo’nun şakaları o kadar komikti ki, dinleyen sincaplar daldan düşerdi. Mila’nın kahkahası ise o kadar bulaşıcıydı ki, en somurtkan bulutlar bile pofuduk bir gülümsemeye dönüşürdü. Bu vadi, en eğlenceli çocuk hikayelerinin anlatıldığı yer gibiydi.
Ama bir sabah, vadi tuhaf bir sessizlikle uyandı.
Kıkırdayan Vadi’nin Sessizliği
Leo, en komik fıkrasını anlattığında kimse gülmedi. Sadece yapraklar sessizce yere düştü. Mila, en sevdiği kelebeği kovalarken attığı kahkaha, ağzından çıkmadan havada kayboldu sanki. Nehir artık fıkırdamıyor, sadece yorgun yorgun akıyordu. Sanki dünyanın bütün renkleri birazcık solmuş, bütün sesleri kısılmış gibiydi. Vadinin kahkahası çalınmıştı!
Leo ve Mila, bu işin peşini bırakmaya niyetli değildi. Bu, hayatlarının en büyük macerası olacaktı. Araştırmaya başladılar. Nehir kenarında, çamurun içinde minicik, pofuduk ve gökkuşağı renginde bir tüy buldular. Daha önce hiç böyle bir tüy görmemişlerdi. Tüyü takip ettiklerinde, izler onları vadinin en gizemli yerine, Fısıltı Mağarası’na götürdü. Herkes o mağaradan biraz çekinirdi ama gerçek macera dolu çocuk hikayeleri de zaten böyle gizemli yerlerde başlamaz mıydı?
Fısıltı Mağarası’na Yolculuk
İki arkadaş, el ele tutuşup mağaranın karanlığına doğru ilk adımlarını attılar. İçeriden, boğuk bir kıkırdama ve fıkırdama sesi geliyordu. Ama bu ses, vadideki neşeli kahkahalara benzemiyordu. Sanki bir kavanozun içine hapsedilmiş gibiydi. Mağaranın içinde ilerledikçe, mağaranın tavanından baş aşağı sarkan yarasalar onlara şaşkınlıkla baktı. Sonunda, mağaranın en geniş odasına ulaştılar.
Ve onları gördüler.
Oda, yüzlerce minicik, pofuduk, gökkuşağı renkli tüyleri olan ve anten gibi kulakları olan sevimli yaratıkla doluydu. Bunlar, efsanelerde adı geçen Kıkırbıdıklardı! Kıkırbıdıklar, ellerindeki minik kavanozlara vadiden topladıkları kahkahaları doldurmuş, onları dinleyip kendi aralarında kıkırdaşıyorlardı. Vadinin bütün neşesi, bu odada toplanmıştı.
Kıkırbıdıkların Sırrı

En yaşlı görünen Kıkırbıdık, Leo ve Mila’yı görünce hoplaya zıplaya yanlarına geldi. “Siz de mi kahkaha getirdiniz?” diye sordu cıvıl cıvıl bir sesle.
Mila şaşkınlıkla, “Hayır! Siz bizim kahkahalarımızı almışsınız!” dedi.
Yaşlı Kıkırbıdık’ın antenleri üzüntüyle aşağı düştü. “Biz kötü bir şey yapmak istemedik,” dedi. “Biz Kıkırbıdıklar, kahkahalarla besleniriz. Onlar bizim en sevdiğimiz müzik. Ama bu vadinin kahkahaları o kadar güzeldi ki, onları yanımızda saklamak, tekrar tekrar dinlemek istedik. Ama kavanoza girince eskisi gibi parlamıyorlar.”
Leo ve Mila o an anladı. Kıkırbıdıklar kötü niyetli değildi, sadece kahkahayı çok seviyorlardı. Bu sorun, harika bir arkadaşlık hikayesi ile çözülebilirdi.
Leo’nun aklına parlak bir fikir geldi. “Size bir teklifimiz var,” dedi. “Siz kahkahaları vadiye geri bırakın, biz de size her gün yeni şakalar anlatalım, komik oyunlar oynayalım. Böylece kahkahaları kavanozda saklamak zorunda kalmazsınız, her gün tazesini dinlersiniz!”
Kıkırbıdıkların gözleri parladı. Bu fikir çok hoşlarına gitmişti. Hemen anlaşmayı kabul ettiler ve bütün kavanozların kapaklarını aynı anda açtılar.
Vadiye Dönen Kahkaha
Mağaradan dışarı, rengârenk bir kahkaha seli fışkırdı. Kahkahalar, nehre karışıp onu yeniden fıkırdattı, ağaçlara tırmanıp onları kıkırdattı, vadinin her köşesine yayıldı. Vadi, eskisinden bile daha neşeli bir yere dönüşmüştü.
O günden sonra Leo ve Mila, her gün Kıkırbıdıkları ziyaret etti. Onlara yeni fıkralar anlattılar, komik yüzler yaptılar. Kıkırbıdıklar da onların en iyi dinleyicileri oldu. Artık kahkahaları saklamıyor, onlara eşlik ediyorlardı.
Çünkü anlamışlardı ki, kahkaha paylaştıkça çoğalan sihirli bir hazineydi. Ve Kıkırdayan Vadi’deki bu macera, anlatılacak en eğlenceli çocuk hikayelerinden biri olarak dilden dile dolaştı.