Göller Ülkesinin Prensesi


Göller Ülkesinin Prensesi

Göller Ülkesinin Prensesi

Masal Oku; Eski zamanlarda ormanın içinde bir Göller Ülkesi vardı. Bu ülkede güzelliği ile ünlü bir prenses yaşardı. Parlak mavi uzun saçları, su renginde elbisesiyle görenler bu güzele “Mavi Prenses” adını vermişlerdi. Mavi Prenses’in yüzü gibi güzel bir kalbi de vardı. Saraydaki herkese yardım eder, bahçede dolaşırken bulduğu yaralı bitki ve hayvanları iyileştirirdi. Ama hiç kimsenin onu sevmesinin sebebi iyi kalpli olması değildi. O kadar güzel ve şirindi ki herkes onu ilk gördüğünde sevmeye başlıyordu.

Kral ve kraliçe, kızlarına çok düşkündüler ve onun mutlu olması için ellerinden geleni yapıyorlardı. Ama Mavi Prenses güzelliğine herkesin hayran olmasına rağmen aslında çok mutsuzdu. Sıkıntısının sebebini ise kimseye söylemiyordu. Kral ve kraliçe buna hiçbir anlam veremiyordu, tüm komşu ülkelerin prensleri kızlarına aşıktı. Evlenirse mutlu olur belki diyorlardı ama kızları tüm aşıklarını geri çeviriyordu.

Güzel bir öğleden sonra Mavi Prenses çok sevdiği bahçede dolaşmaya çıktı. Gölün kıyısına gitmeyi, oradaki balıkları, ağaçları seyretmeyi seviyordu. Orada birbirine bağlı bir sürü gölcükten oluşan güzel manzarayı seyrederken biraz da olsa mutlu oluyordu. Gölün kıyısına yaklaştı güzel prenses ve  suda kendi güzel yüzünün aksini gördü., “Ne kadar da güzelim!.. İşte beni bunun için seviyorlar, bir de prenses olduğum için. Çok çirkin ve yoksul olsam kimse beni tanımazdı bile. O zaman beni seven hiç kimse olmazdı. Keşke beni sadece ben olduğum için, sadece iyi bir kız olduğum için sevecek birisi olsaydı.” diye mırıldandi güzel prenses. Böyle düşünerek bahçenin içinden geçip saraya geri döndü.

O gece rüyasında ilginç bir şey oldu.. Bahçede dolaşıyordu. Gölün kıyısına vardığında su yüzünde dalgalanmalar olmaya başladı. Korkan prenses kaçsa mı, kaçmasa mı bilemedi. Birden yüzlerce kanat sudan havaya uçtu. Saydam ve parmak büyüklüğünde şirin yaratıklardı bunlar. Bir tanesi uçarak yakınına geldi ve önünde durdu. Bu çok güzel ve şirin minik bir kızdı. Gülümseyerek konuşmak için ağzını açtığında sesinin bu kadar çok çıkmasına şaşırdı güzel prenses.

– lşıklar üstünde olsun Mavi Prenses. Biz su perileriyiz. Bugün gölün başında bizden, bir dilek diledin. Kıyıdaki mavi ağaçta duruyor aradığın. Ağacın meyvesinden ye bu gece.

Sonra birden yüzlerce kanat sesi duyuldu. Uyanan prenses etrafına bakındı. Demin, gördüğü rüya öylesine gerçekçiydi ki bir an rüya olduğundan şüphe etmişti. Acaba gerçek olabilir miydi? O gördükleri gerçekten su perileri miydi? Dileğini düşündü güzel prenses. Denemekten bir şey çıkmazdı. Çevre tamamen sessizken parmak uçlarına basarak dışarı çıktı. Bahçeye inip gölün kıyısında durdu. Ağacın kıyıda olduğunu söylemişlerdi. Kıyıda mavi  bir ağaç… Böylece kıyı boyunca yürümeye. başladı. İki saat kadar yürüdükten sonra uzakta mavi yaprakları ay ışığında parlayan bir ağaç gördü. Koşar adımlarla ilerleyerek ağacın yanına vardığında, ağacın dallarından portakal biçiminde ama mavi renkte meyveler sallandığını gördü. Uzanıp bir tanesini kopardı ve kabuğunu soyup bir lokma ısırdı. Sonra bir lokma daha… Prenses yavaş yavaş başının döndüğünü hissetti ve karanlıkta ağacın altında derin bir uykuya daldı.

Sabah olduğunda Prenses baygındı. O sabah işine başlayan bir oduncu şans eseri ağacın yakınından geçiyordu. Yerde hareketsiz yatan bir kız görünce telaşa kapıldı genç oduncu. Elindeki yeni topladığı odunları bırakarak kızı yerden kaldırdı ve uyanana kadar güvende olacağı kulübesine taşıdı.

Prenses uyandığında güzel bir ateş çıtırtısı ve odun kokusu çarptı burnuna. Biraz ayıldıktan sonra buranın şatosundaki odası olmadığını anladı. Küçük bir kulübenin içinde karşısında genç bir adam bir ocağa odun atıyordu.

Telaşa kapılan Prenses:

– Nerdeyim ben? Sen kimsin? diye sordu genç adama. Adam arkasını dönerek gülümsedi:

– Uyandınız demek. Sabah sizi ormanda bir ağacın altında baygın yatarken buldum. Nasıl hissediyorsunuz şimdi?

– Ben… Haa… Şimdi hatırladım. Bayılmış olmalıyım, O….

Prenses genç oduncuya teşekkür etti. Oduncu ona ismini sorunca adının Su olduğunu söyledi. Sonra birden üstündeki kıyafetleri fark etti. Eski bir çift pabuç, elden düşme yamalı bir elbise ve bir Önlük. Gördüklerine inanamıyordu. Kulübenin dışına koşup hemen yakındaki göle ulaştı suya baktı Gördüklerinden dolayı nerdeyse bayılacaktı. Suyun yansımasından ona doğru bakan yüz çirkindi. İyi de o çirkin olmayı istememişti ki. Sahip olduğu güzelliklerin değerini elindeyken bilemediği için suçluydu. Periler sanırım bana güzel bir ders verdiler, diye düşündü. Böyle saraya dönse ne babası ne de diğerleri onu tanıyabilirdi. Onu sadece prensesin yokluğundan faydalanmaya çalışan bir fırsatçı olarak göreceklerdi.

Bundan sonraki bir iki ay, iyi kalpli oduncuya yardım etti. O odun toplarken, kulübesindeki işleri görüyor; yaralı bir hayvan ya da bitki gördüğünde tedavi ediyordu. Kısa süre sonra bu hayata alıştı. Doğa ile uyum içinde yaşamayı öğrendi.

Mavi Prenses bir sabah kalktığında ellerinin beyazlaşmış olduğunu gördü. Bir hastalığım mı var diye merak ederken ayağa kalktı ve gerçeği anladı. Üzerinde su mavisi elbisesiyle orada öylece kalakaldı. O sırada uyanan genç oduncu:

– Siz de kimsiniz? Benim kulübeme nasıl girdiniz? Su nerde?

– O…..gitti.

– Nereye gitti? Beni bırakıp nereye gitti? Ama ben onu seviyorum.

– Seviyor musun? Ama o çok çirkindi.

– Evet, seviyorum. Ben onun dış görünüşüne değil, iç güzelliğine aşıktım. O çok iyiydi, tüm insanlara ve hayvanlara yardım ederdi, diyerek başını eğdi oduncu.

Kızın ne kadar iyi kalpli olduğunu, nasıl kendisine ve ormanda yaşayan canlılara yardım ettiğini anlattı. Bir iç geçirerek:

– Acaba nereye gitti? Beni neden bıraktı? dedi. Gözleri dolu dolu olmuştu.

– Çok duygulanan güzel prenses, o anda dileğinin gerçek olduğunu ve perilerin ne yaptığını anladı. Genç oduncuya neler olduğunu anlatmaya başladı. En başından başlayarak kendi mutsuzluğunu, rüyasını, göl başında su perileriyle karşılaşmasını, kıyıdaki mavi ağacı ve kendisinin yoksul ve çirkin bir kıza dönüşmesini sırayla anlattı. Oduncu, tüm bunları dinledikten sonra ne diyeceğini bilemedi. Çok duygulandı çünkü sonunda Mavi Prenses üzüntüsünden kurtulup çok mutlu olmuştu.

Birlikte şatoya döndüler. Kral ve kraliçe kızlarının kaybolduğu günden beri nöbetçi ve askerlerine tüm ormanı aratmışlar ama askerler hiçbir ize rastlayamamışlardı. Tam umudu kesmek üzereyken işte kızları yine yanlarındaydı. Onun sonunda mutlu olduğuna çok sevinen kral ve kraliçe, hemen düğün hazırlıklarını başlattı.

O günden sonra, Mavi Prenses ve genç oduncu ömürlerinin sonuna kadar mutlu yaşadılar.

Eda Keskin

Bir Cevap Yazın