Ana Sayfaya Dön
0%
... dakika kaldı
1x

Hikaye: Kör Kuyu Mezarlığı (5. Bölüm)

(Önceki bölümün özeti: Eren, evin altındaki mahzende, Kör Kuyu’nun altındaki kadim bir varlığı uyutmakla görevli “bekçilerin” sırrını öğrenir. Büyükannesinin ikizi Elif’in zorla bekçi yapılmasıyla düzenin bozulduğunu ve kendisinin sıradaki bekçi olduğunu anlar. Tam bu sırada, varlığın kalp atışları gibi sesler duymaya başlar ve duvarlardaki fısıltılar paniğe kapılır.)

Kalp Atışı ve Kapanan Kapı

GÜM… GÜM…

O ses, sadece kulaklarımla duyduğum bir şey değildi. Kemiklerimde yankılanıyor, dişlerimi zangırdatıyordu. Mahzenin taş zemini, her vuruşta hafifçe titriyordu. Duvarlardaki fısıltılar, şimdiye kadarki monoton iniltilerini bırakmış, çaresiz bir feryada dönüşmüştü. Cep telefonumun ışığı titremeye başladı ve aniden söndü. Zifiri karanlık. Ve o kalp atışı… Sanki artık toprağın altında değil, benimle birlikte o mahzenin içindeydi. Okuduğum en iyi psikolojik gerilim hikayeleri bile bu anın dehşetini anlatamazdı.

Panikle, geldiğim merdivenlere doğru atıldım. Ama attığım ikinci adımda, arkamdan gelen kulakları sağır edici bir gürültüyle irkildim. BAMMMM! Mahzenin ahşap kapağı, sanki dev bir el tarafından kapatılmış gibi, büyük bir gürültüyle yerine oturmuştu. Kapana kısılmıştım.

Kalp atışları aniden durdu. Fısıltılar sustu. Geriye sadece kendi düzensiz nefes alışverişim ve korku ve heyecandan hızla pompalanan kanımın kulaklarımda uğuldaması kalmıştı. O mutlak sessizlik, gürültüden daha korkunçtu. Bekledim. Neyi beklediğimi bilmeden…

Sonra, karanlığın içinden bir ışık belirdi. Ama bu, umut veren bir ışık değildi. Odanın ortasındaki sunak benzeri masanın üzerinden, hastalıklı, soluk yeşil bir parıltı yayılmaya başladı. Ve o parıltının içinde, bir silüet yavaşça belirginleşti.

Beklediğim şey bu değildi. Ben devasa bir canavar, korkunç bir yaratık bekliyordum. Ama karşımda duran şey… bendim.

Aynadaki Yabancı

Karşımda, o yeşil ışığın aydınlattığı yerde, kendimin birebir kopyası duruyordu. Aynı kot pantolon, aynı tişört, aynı korku dolu gözler… Ama onda bir tuhaflık vardı. Gülümsemesi… Sakin, kendinden emin ve dehşet verici derecede bilge bir gülümsemeydi.

“Sonunda geldin, Varis,” dedi. Sesi, benim sesimdi. Ama içinde yüzyılların yorgunluğunu ve bilgeliğini taşıyordu.

“Sen… sen nesin?” diye kekeledim.

“Ben canavar değilim,” dedi kopyam, sanki aklımdan geçeni okumuş gibi. “Ben o değilim. Ben, o uyurken onun rüyalarını görenim. Ben, bu mahzenin kendisiyim. Bekçilerin anılarıyım. Ben, anlaşmanın kendisiyim.”

Aklım almıyordu. Bu bir halüsinasyon muydu? Yoksa korku, zihnimi mi ele geçiriyordu? Bu, klasik doğaüstü gizem senaryolarının çok ötesindeydi.

“Büyükannen akıllı kadındı,” diye devam etti. “Ama eksik biliyordu. O, Elif’i kurtarıp, aşağıdaki ‘şeyi’ mühürleyebileceğini sandı. Oysa bu imkansız. Çünkü ‘şey’ ve ‘bekçi’ ayrı varlıklar değil. Anlaşma, bir hapsetme anlaşması değil, bir birleşme anlaşmasıdır. Bekçi, uyutmaz. Bekçi, onun bilinci olur. Onun yıkıcı gücünü, kendi insanlığıyla, anılarıyla, ruhuyla dengeler. Elif, bu dengeyi kuramadı. Çünkü o bir kurbandı. Onun ruhu öfke ve acıyla dolu. Ve onun öfkesi, aşağıdaki gücü besliyor, onu bir canavara dönüştürüyor.”

Oyunun Kuralları

Her cümlesi, bildiğimi sandığım her şeyi yıkıyordu. Büyükannemin planı, en başından beri kusurluydu. Bu bir kurtarma görevi değildi. Bu, bir devir teslim töreniydi. İşte bu yüzden psikolojik gerilim hikayeleri, bazen en korkunç canavarlardan daha ürkütücüdür.

“Neden buradasın? Benden ne istiyorsun?” diye sordum.

Psikolojik Gerilim Hikayeleri

Kopyamın gülümsemesi genişledi. “Seni test ediyorum, Eren. Sıradaki bekçi sen olacaksın. Ama bu göreve layık mısın? Yeterince güçlü müsün? O dipsiz gücü, kendi insanlığınla dengeleyebilecek misin, yoksa Elif gibi sen de onun öfkesine kapılıp bir canavara mı dönüşeceksin? İşte bunu öğreneceğiz.”

Aniden, mahzenin duvarları gözümün önünde erimeye başladı. Siyah kayalar, bir anda kendimi bildim bileli en çok korktuğum yere dönüştü: Çocukken boğulma tehlikesi geçirdiğim o karanlık, yosunlu göl… Su, ayak bileklerime doğru yükselmeye başladı.

“Korkularınla yüzleş,” dedi kopyamın sesi, artık her yerden geliyordu. “Pişmanlıklarınla yüzleş. Zihninin en karanlık koridorlarında yürüyeceğiz. Eğer yolunu kaybedersen, o senin bilincin olur. Eğer ayakta kalırsan, sen onun bilinci olursun.”

Bu, fiziksel bir mücadele değildi. Bu, aklın ve ruhun savaşıydı. İşte psikolojik gerilim hikayelerinin en saf hali buydu. Düşmanım, toprağın altındaki bir canavar değildi. Düşmanım, bendim. Kendi korkularım, kendi zayıflıklarım, kendi anılarımdı.

Ve su, şimdi dizlerime kadar yükselmişti. Karanlık, buz gibi suyun içinde, çocukluğumdaki o boğulma anının paniği kalbimi yeniden sarmaya başladı.

(Devam edecek…)

Yorumunuzu Paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.