Hikayeler Oku: “HAK YOLUN YOLCULARI”


Hikayeler Oku: “HAK YOLUN YOLCULARI”

Hikaye: Aç gözlü bir dilenci, mübarek bir zattan ısrarla para istedi. O zatın o gün için ona verecek herhangi bir şeyi yoktu. Kemeri de, cebi de bomboştu. Halbuki, eğer parası olsaydı, onun yüzüne altın saçacak kadar cömert biriydi.

O çirkin huylu dilenci, o mübarek zattan bir şey koparamayınca, suratını asarak yanından uzaklaştı. Bir yandan da söyleniyordu. Çarşıya geldiğinde ise, yüksek sesle bağırıp, gönül dostu adama hakaret ve iftiralar yağdırmaya başladı.

“Bu dervişler, bu Allah dostu görünen adamlar, sessiz akreplere benzerler, ucuz elbiseler giymiş yırtıcı kaplanlar gibidirler. Kedi gibi sessiz ve hürmetkar bir vaziyette diz üstü oturur, her şeye katlanmış, boyun eğmiş gibi görünürlerse de, bir av görünce köpek gibi atılırlar. Bunlar hilekârlık dükkanını mescitlere açmışlardır, çünkü evlerinde daha az av düşer. Kervanların yolunu eşkiya keser, halkın elbisesini bunlar soyarlar.”

Dilencinin hakaretleri bitmek bilmiyor, uzadıkça uzuyordu. Esnaf dükkanlarının önüne çıkmış, bu âdi adamın sözlerini nefretle dinliyordu.

“Aklı karalı paçavraları birbirlerine dikerek, kırk yamalı elbiselerle sermaye topluyorlar, evleri altın hazinelerine dönmüştür! Bunlar dünyayı dolaşan harman çingenesidirler. Sahtekârlar, buğday gösterip arpa satarlar! Sen onların ibadet ederken halsiz ve ihtiyar göründüklerine bakma! Cezbeye sıra geldi mi çevikleşir, birdenbire delikanlı olurlar. Sıra raksa geldi mi ayağa kalkar, namazı ise oturarak kılarlar. Bu kadar sararıp solmuş, bu kadar zayıflamış görünmelerine rağmen, oburlukta Musa’nın asâsına benzerler. Ne bulurlarsa yutarlar!”

Dilenci, müşterisinin çoğaldığını gördükçe hakaretlerinin dozunu artırıyordu:

“Bunlar ne günahtan sakınırlar, ne da âlimdirler! Dünyaları karşılığında dinlerini satmaktan çekinmezler. Kaplan postu gibi kırk yamalı hırkalar giyseler de, karılarının elbiseleri Habeş kumaşından yapılmıştır. Sünnet namına iki şey bilirler. Birisi kuşluk vakti uyumak, öbürü de sahur yemeği yemek. Karınlarını boğazlarına kadar tıka basa doldurup, yetmiş renkli dilenci torbalarına benzerler!”

Ayıp arayanın gözleri hüneri görmez.

Yüzsüz adamın, başkasının şerefinden endişesi olur mu?

Onun bu saçmalarını işiten esnaftan biri, doğruca Efendi Hazretlerine koştu. Onun sözlerini büyük bir heyecanla anlattı. Aslında iyi bir iş de yapmadı.

Kötünün biri, beni arkamdan çekiştirmiş olsa, o söz söylenmiş, bitmiş, geçip gitmiştir. Onun sözünü bana taşıyan kimse, söyleyenden daha büyük bir kötülük yapmış sayılır.

Biri ok atıyor, ama attığı ok yere düşüyor; bu benim vücudumu incitmez, bana azap vermez. Fakat o oku sen alır, getirir de böğrüme saplarsan, oku sen atmış olursun!

Söylenenler kendisine anlatılınca, o güzel tabiatlı gönül adamı bu sözleri gülerek karşıladı:

“Dilencinin söyledikleri önemli değil. Bundan daha kötülerini söylemişse onları da anlat. Zira o adamın benim kötülüğüm üzerine anlattıkları çok noksandır, benim bildiklerimin yüzde biridir.

“O adam, söylediklerini tahminde bulunarak söylemiştir. Oysa ki ben, o kötülüklerin nefsimde var olduğunu kesinlikle bilmekteyim. O benimle daha yeni tanıştı, benim yetmiş senelik ayıbını nasıl bilebilir?

“Benim ayıp ve kusurlarımı, Allah müstesna, benden daha iyi kimse bilemez. “Bu adam ne kadar iyi niyet sahibi biriymiş ki, benim ayıplarımı ancak bu kadar sanmıştır. Kıyamet gününde, eğer benim günahlarıma şahit olacak olursa, Cehennemden korkmam.”

* * *

Hak yolunun erleri, belâ okuna nişangâh oldukları için bulundukları makamlara varmışlardır.

Veliler, edepsizlerin kahrına sabır gösteren insanlardır. O makama yükselmek istiyorsan, bırak halk seni insafsızca eleştirsin.

Ey benim hata ve kusurlarımı araştıran kimse, bana gel, benden sor. Onun tamamını gösteren listeyi sana ancak ben verebilirim!

* * *

Bostan ve Gülistan Hikayeler

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir