Türk Masalları “BALIKÇI VE YEŞİM TAŞI”


Türk Masalları “BALIKÇI VE YEŞİM TAŞI”

Masal; Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde; develer top oynarken eski hamam içinde… Babamın dokuz arısı vardı, dünyalar başına dardı. Sayar alırdı içeri, sayar çıkarırdı dışarı… Ben de göz kulak olurdum az çok.

Bir gün baktım ki biri yok! Gayrı unuttum gazı tuzu; çıkardım kümesten çil horozu; boynuna geçirdim başlığı, ne kayalığı düşündüm ne taşlığı; derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi sürdüm doludizgin; ben ondan üzgünüm, o benden bezgin… Ne ise yıldızları saya saya ulaştık bir gün güneşe aya! Bir de baktım ki ne göreyim! Bizim arı. Koşmuşlar çifte çubuğa, dayanır mı böyle boyunduruğa; boynu boğazı yaralar içinde kalmış. Açtım ağzımı, yumdum gözümü, söyledim adama son sözümü. İster maval deyin, ister masal…

Bir varmış, bir yokmuş; çok çok eski zamanlarda yaşlı bir adam ve karısı varmış. Onların da pek sevdikleri bir tanecik oğulları varmış. Bir gün vadeleri dolmuş, karıkoca bu dünyadan göçmüş. Yiğit oğulları tek başına kalmış. Sahip olduğu tek şey anne ve babasından kalan evi, yanındaki dürüst köpeği ve sadık kedisiymiş. Bunlar böylece balık avlayarak hayatlarını sürdürürlermiş. Delikanlı balığı avlar, köpek onu yarar, kedi temizler, delikanlı da onu yemek yaparmış.

Delikanlının evlenme çağı gelmiş çatmış. Komşuları olan kadına gidip, padişahın kızını almak istediğini söylemiş. Kadın:

-Bu işi kocama söylemelisin ki o padişaha elçi gitsin, demiş.

Delikanlı, komşu adama dileğini iletmiş. Adam:

Padişah kızını senin gibi bir yoksula vermez ki, demiş. Fakat delikanlının ricasını kıramayıp yine de padişaha elçi olarak gitmiş. Ancak sarayın önüne geldiği zaman cesaret edemeyip geri dönmüş. ‘

Geri dönünce delikanlıya saraya gidemediğini anlatmış. Delikanlı buna çok üzülmüş. Kedisini ve köpeğini alarak yollara düşmüş. Yolda giderken ateşin içine düşüp yanmakta olan bir yılan görmüş. Yılan:

Ey delikanlı, lütfen beni kurtar, bu iyiliğini karşılıksız bırakmam, demiş. Delikanlı da ateşi söndürerek yılanı kurtarmış. Yılan kendisini kurtaran bu delikanlıya bir yeşim taşı armağan etmiş.

-Bu taşı ağzına alıp uyu, ne düşünür ve ne istersen senin önüne gelecektir, demiş. Sürünerek çalıların arasında kaybolmuş.

Yürümekten yorgun düşen delikanlı oracıkta taşı dilinin altına koymuş ve uyumak için yatmış. Rüyasında kendi ayaklarının dibinden saraya doğru sütten bir ırmağın aktığını görmüş. Tam bu sırada uykusundan uyanmış. Bir de ne görsün! Gerçekten de yılanın söylediği gibi ayaklarının dibinden başlayan bir süt ırmağı sarayın kapılarına kadar akmıyor mu! Bu olay üzerine delikanlı, komşusundan tekrar saraya elçi olarak gitmesini istemiş. Adam da olanları görünce padişaha gitmeyi kabul etmiş ve olumlu bir cevapla geri dönmüş.

Böylece padişahın kızı ile balıkçı delikanlı, üç gün üç gece süren bir düğünle evlenmişler. Delikanlı yeşim taşı sayesinde çok zengin olmuş. Ama yine de kendi işinde çalışmaktan, balıkçılık yapmaktan hiç vazgeçmemiş.

Bu durum zamanla padişahın kızını rahatsız etmiş ve komşuları olan kadına gitmiş. Ona kocasını şikâyet etmiş Kadın:

-Kocana: “Eğer balıkçılık yapmayı bırakmazsan ve yeşim taşını bana vermezsen ben saraya, babamın yanına geri dönerim.” de. Eğer dediğini yapmazsa o kadar çok ağla ki artık senin ağlamalarına dayanamasın, diye iyice tembihlemiş.

Padişahın kızı, kadından aldığı akıl ile evinin yolunu tutmuş. Aynen kadının söylediği gibi yapmış. Kocası tehditleri ne kulak asmayınca da ağlamaya başlamış. O kadar çok ağlamış ki en sonunda delikanlı yeşim taşını kıza vermiş.

Fakat kız verdiği sözde durmayıp, taşı da alarak babasının sarayına geri dönmüş. Delikanlı. eski fakir hayatına geri dönmüş ve yine balıkçılık yapmaya başlamış. Ancak kedisi ve köpeği onu hiçbir zaman yalnız bırakmamış.

Sahiplerini çok seven kedi ve köpek, bir gün kendi aralarında konuşup anlaşmışlar. Saraya giderek yeşim taşını almaya karar vermişler. Bu düşüncelerini sahiplerine söylemişler, fakat delikanlı onları göndermek istememiş. Ama iki arkadaş sahiplerini dinlememiş ve saraya gitmişler. Yeşim taşını padişahın kızının odasından alıp kendi fakir balıkçı evlerine doğru giderken taşı dişlerinin arasında sımsıkı tutan köpek, tam bir ırmağın üzerinden geçerlerken bir tavşan görmüş. Havlayarak peşinden koşmak istediğinde ağzındaki taşı “cup” diye suya düşürmüş.

Üzgün bir şekilde sahiplerinin yanına dönmüşler. Kedi olan biten her şeyi sahibine anlatmış. Yiğit balıkçı:

-Bu kadar üzülmeyin, nasip değilmiş, demiş. Kedisi ve köpeğini de yanına alarak balığa gitmiş.

O gün ağına kocaman bir balık düşmüş. Köpek içini yardığı zaman, balığın karnında suya düşürdüğü yeşim taşını görünce çok mutlu olmuş.

O günden sonra bir daha hiç fakirlik yaşamayan delikanlı, kedisi ve köpeği ile hayatının sonuna kadar çok mutlu yaşamış.

Betül Şen

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir