Çanakkale: Düşman İnancının Sıfırlandığı Son Mevzi


Çanakkale: Düşman İnancının Sıfırlandığı Son Mevzi

Çanakkale 1915

DÜŞMAN İNANCININ SIFIRLANDIĞI SON MEVZİ

Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı muharebelerinin cereyan ettiği bölümü olarak bilinir. Bu savaşlar Türk Milleti’nin sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfalarındandır. Türk Milletinin geçit vermediği deniz ve kara savaşlarının ardından Birinci Dünya Savaşı uzamış ve düşman kuvvetlerinin bir günde zafere ulaşma ümidi yok olmuştur. Eğer, kahraman Türk Askerimiz canını keskin kurşunlara siper etmeseydi, İstanbul işgal edilir ve vatan istilaya uğrardı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen Mehmetçiklerimiz Çanakkale’de eşine rastlanmayan bir destan yazmışlardır.

“…Yaşadığırmz hayatı neye benzeteceğim? Tıpkı, tan ağarırken kürekleri sayesinde uzaklaşan ve ardında hiçbir iz bırakmayan kayık gibi…” (Bir Japon Şiiri)

Sahi, yaşadığımız hayatı neye benzetebiliriz?

“İki kapılı bir handa, gidiyorum gündüz gece!..”

Bir yolculuk. . .

Gittikçe gidişi çoğaltan, gideni azaltan bu yolculukta kimi ölürken kahraman olur, kimi yaşarken.

“… Gözetleme yerindeyken ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce Ali Çavuş’la karşılaştım. Acı çekiyordu.

Ben daha soru sormadan sağ elindeki çakıyı uzatarak kolunu gösterdi;

Şunu kesiver komutanım!

Sol kolu büyük bir yara almış ve sallanıyordu. Manzarayı görünce ürperdim. Öyle bir istek ve mahcubiyetle söylemişti ki, bir şeyler söylemiş olmak için seslendim, belki de mırıldandım:

– Üzülme Ali Çavuş, Allah vücuduna sağlık versin.

Fakat bu kahraman el; bir kesilen koluna, bir de ilerde savaşan arkadaşlarına baktı. Derin bir ’ah’ çekti ve kolunu fırlatıp attıktan sonra gülümsedi:

– Millet sağ olsun. Bana bir kol da yeter.

Doğruldu sonra yerinden ve savaşa katıldı. Şehitliği daha ilk adımda gözlerime yağdı!..”

Çanakkale ile ilgili çok şey anlatılmış, yazılmış ve çizilmiştir. Aslına bakarsanız Çanakkale, bir toplumun yolculuğunda mihenk taşıdır.

Toplumların ve ülkelerin yolculuklarında böyle anlar vardır. Zira bir imparatorluğun küllerinden can bulan yepyeni bir ülke ve bu ülkenin insanları Çanakkale’yi en çok ölerek taçlandırmamış olsalardı, ‘Kurtuluş Savaşı’ diye bir savaş belki de tarihte olmayacaktı. Çünkü burada kazanılan zafer aslında bir toplumun kendi cüzi kaderinin kazasında yok olmaya karşı direnişinin, var olacağına ilişkin haykırışıydı. Bireyin hayatında nasıl bir dönüm noktası olursa toplumların hayatında da bir dönüm noktası vardı ve Çanakkale, bütün dünyanın şahitlik ettiği işte bu dönüm noktasıydı.

Çünkü Anadolu insanı Çanakkale’de kendisine karşı saldıran dünya ülkelerinin moralini bir manada inancını sıfırladı; Kurtuluş Savaşı ise belki de daha çok bir iradi direnç refleksinden ibaretti:

“..Evet, insan ruhunu yenmek oluyor. Dünyada hiçbir ordu bu kadar sürekli ayakta kalamaz. Sadece bugün 1800’şarapnel attı. Aylardan beri gece gündüz savaş gemilerimiz mevzilerini bombalıyor. Son derece hırpalanmış Türkleri koruyan yaratıcılarından ayırmak için başka ne yapabilir?.. ” (Üsteğmen Casey)

Hiçbir şey yapılamazdı. Öyle ki hiçbir şeyin yapılamayacağı gün gibi aşikardı. Zira Anadolu’nun yoksul şehirlerinden kopup gelen, henüz bıyıkları terlememiş gençleri, bir zaferden çok bir inanca sarılmışlardı:

“…Keçi Deresi’nden geçmemiz gerekiyordu.

Alay kumandanım,

– Bu Sırat Köprüsü’dür. Önce ben geçeyim sonra siz geçersiniz, dedi ‘ve koşarak

karşıya geçti. Sonra da ben geçtim.

Düşmanın makineli tüfekleri durmadan çalışıyordu. Arkama dönüp baktığımda ne göreyim? Bir Mehmetçik, elinde bakraçla; ateşe aldırmadan yavaş yavaş ilerliyordu.

– Koş!.. Koş… Vurulacaksın, diye bağırmama rağmen o hiç aldırış etmedi. Yanımıza gelince niçin koşmadığını sordum. ‘

– Koşarsam bakraçlardaki çorba dökülür, arkadaşlarım aç kalır kumandanım; düşmandan korkulmaz…”

18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi Geçmek Kimin Haddine! – Ali Ulurasba

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir