Neden Geldiler? 


Neden Geldiler?

Çanakkale Zaferi

Neden Geldiler

Aslında bu hikaye bildiğimiz bir hikayedir.

Bin kez okunmuş, okutulmuş, yazılmış, çizilmiş, filme alınmış, seyredilmiş; kimi vatan haini ilan edilmiş, kimi vatansever. Oysa Çanakkale’de bilinmeyen bir şey vardır ve hemen hemen hiçbir zaman da üzerinde durulmaz: İnsanlığın geldiği son nokta!

Dramatik ve iç yakıcı bir insanlık öyküsüdür aslında Çanakkale. Sadece Türkler için değil, bütün dünya insanlığı için. Öyle ki Çanakkale, aslında insan inancıyla insan inançsızlığının vardığı adeta bir son noktadır.

Mesela Hiroşima’ya bomba atılır ve biter…

1. Dünya savaşı gerçek bir savaştır, 2. Dünya savaşı da… 100 yıl savaşları, 30 yıl savaşları. . . İstilalar. . . Haçlı seferleri  şu veya bu. . . Bunlar birer savaştır ve acı acıyla, kan kanla yoğrulmuştur… .

Oysa Çanakkale insanlığın kendi nefsiyle mücadelesidir. Mistiktir biraz bu yüzden Çanakkale ve başlangıcından bitimine uzun sürdüğü gibi kanın kana, acının acıya katılmasından çok insan insana karışır. İnsanın insana karıştığı yerde inanılması güç, soluk soluğa bir tarih ve zaman dilimi çıkar ortaya.

Doğrudur:

Daha bir önceki yüzyıldan bellidir dünyanın yönü.

Avrupa 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında bulunduğu coğrafyaya sığamaz. Zira gelişen ekonomi Avrupalının rekabet atını kamçılar; şaha kalkan at kendi sınırlarını aşar; bir ayağı sömürü bir ayağı milliyetçilik akımlarında tepeler her yeri. Avrupalı bile kendi içinde bölünür. Önce kendi kendini parçalayan bu at sonrasında yavaş yavaş sınırlarını genişletir.

Aslında tam bu dönemde Osmanlı İmparatorlu da tarihin gördüğü en geniş sınırlara sahip olan bir devlettir…

Ama Avrupa’nın kendini ciğerlerinden yiyip bitiren atına ait hastalığın bir başka biçimi ya da tarihin ve kaderin cilvesi veya her şeyin bir başlangıcı bir sonu olacağı, yani bir ömrü olduğu gerçeğiyle Osmanlı da yüzleşmek üzeredir. Zira her çeşit milleti ve inanışı içinde barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatı, 20. yüzyılın başında önce yavaş yavaş sonra hızla kendine yabancılaşacaktır.

Bu yabancılaşma sürerken Almanya, Fransa, Avusturya ve Rusya arasındaki gerilim de giderek artar. Sonrasında çekişme gerginliğe, gerginlik 28 Haziran 1914 tarihinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinan’m bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesine kadar varır. Bu aynı zamanda bir başlangıcın son noktasıdır.

Avusturya’nın 28 Temmuz 1914 tarihinde Sırbistan’a seferberlik ilan etmesiyle dünyanın birçok yerinde yanacak ateşin kıvılcımları parlamaya başlar. Adı sonradan konulacak ve ders alınmadığı için ikincisi de yaşanacak olan 1. Dünya Savaşı alev alır.

Bir zaman birbirine diş bileyen Almanya; Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan üçlü İttifak’ ta yer alır. Yine bir zaman birbirine diş bileyen İngiltere; Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf’ta yer alır.

Her ne kadar İtalya tarafsızlığını ilan etse de bir yıl, belki de içinde taraf olmayanın bertaraf olacağı düşüncesiyle İtilaf Devletleri’ ne katılır.

Batı ikiye ayrılırken Osmanlı İmparatorluğu da arka arkaya yenilgiler almaktadır…

Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya düş kırıklıkları yaşayan Osmanlı Devleti, Doğu Trakya dışında, birbiri içinde kavgalı Avrupa’nın içinde bulunduğu duruma rağmen, Avrupa’ da ki bütün topraklarını kaybeder. Osmanlı’nın buradaki gücü ve nefesi tükenmiştir artık.

Bu parçalanmayı iştahla seyreden birbirine düşman Avrupalı, bir yandan Osmanlı’nın ölümünü beklerken, bir yandan da nasıl paylaşılacağına kafa yormaktadır… Öyle ya bu topraklar son derece değerlidir, hatta hayatidir….

Peki kim ne ister Osmanlı’nın ölümüyle?

Rusya; boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmek.

İngiltere; Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği için Filistin’i ele geçirmek.

Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü ele almak.

Almanlar; doğuya yayılmak.

İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmak…

‘Kurt yapmaz kuzulara şah olsa böyle bir taksimi’ derler ya…

Ama hepsinin ortak bir amacı vardır; Boğazlar ve elbette İstanbul.

“İstanbul bir anahtardır. İstanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. . . ” (Napolyon)

Çünkü Osmanlı Devletinin elinde bulunan boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok önemlidir. Ama İstanbul ve Boğazlara bu iştah yabancı değildir. Tarih boyunca bu bölge en kanlı savaşlara şahit olmuştur. Çünkü bilinir ki boğazları ve İstanbul’u ele geçiren Anadolu’ya ve hinterlandına sahip olur… Bu açıdan bu toprak parçasına verilen kurbanlar, üzerinde yaşayanlardan daha çoktur; ama kimsenin yüzü toprağa dönük olmadığı için bu dünya aynasındaki aksi, yani boğazlara akan tarihi okumayı kimse akıl edemez. Çünkü buradaki varlık öylesine aydınlıktır ki herkesin gözünü kamaştırır…

Stratejistlere göre İstanbul, Karadeniz kapısı; Çanakkale de Ege Denizi kapısıdır. Geçmişten bugüne taşıdıkları değer ve önem hep birlikte değerlendirilmiştir.

Zira her iki boğaz, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri değildir. Akdeniz’in öteki önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş kanalı ile de bütünleşerek, dünyanın Atlas ve Hint Okyanusları gibi büyük denizlerini ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniş anlamdaki jeopolitik konumuyla, dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerine olan etkilerini bugün bile korumaktadır. Bu nedenlerledir ki, Türk Boğazları, uluslararası ilişkilerin miheng taşı olmuş ve olmaktadır. Gelecekte de aynen olacaktır.

Tarihe bakıldığında İstanbul, geçiş bölgesi olmasınm dışında çok kanlı savaşlara tanıklık etmiştir. Avrupa ve Asya ülkeleri arasında başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle, askeri hareketler, sürekli olarak Boğazlar bölgesinde gerçekleşmiştir.

Tarihçilere göre İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik önem yatıyordu

Çünkü Rusya’ ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamaz. Dolayısıyla fazla direnemez.. Böylece Osmanlı tek başına ve planlanmış bir barışa zorlanacaktır. Üstelik boğazları kazanmak, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde maddi olduğu kadar manevi bir yıkıma sebep olmak demektir.

Üstelik boğazlar herkesin gıpta ile baktığı ve sahip olmak istediği yer olduğu için kimse kayıtsız kalamayacaktır. Öyle ki, boğazlardan geçilmesi halinde, kazanılacak zafer bütün Müslüman sömürgeleri sindirirken, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey de yaşanmayacaktır. Bir taşla iki kuş misali…

Durum böyleyken, Birinci Dünya Savaşının patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlenir. Ama bu fikre Rusya soğuk bakar. Zira Rusya’ya göre Osmanlı Almanya’ya yönelmelidir. Böylece 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşir.

Ama Osmanlı tam da bu tarihte bir şey yapar. Belki de dünya tarihini yeniden yazdıracak bir şey.

Seferberlik ilanı.

Osmanlı güvenliği açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilanı yapar, ancak 10 Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verilir; üstelik boğazlar tüm yabancı gemilere kapalıyken.

Bu masum bir geçiş gibidir. ..

Ancak, GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar.

Yine bildik öykü: .

Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanması’na katılmıştır.

Nasıl olduysa 27 Eylül 1914’te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’ de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalar.

Tarihler 1 Kasım 1914’ tür ve Ruslar Kafkasya’ da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur.

Ali Ulurasba – Çanakkale Zaferi

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir