Hikaye Oku; “Devlet Adamına Öğütler”


Hikaye Oku; “Devlet Adamına Öğütler”

Hikaye Oku: Dramalı Vezir Davut Paşa bir kitap hazırlıyor idi. Geceleri uykusundan çalıyor, kandilin kör ışığı altında sabahlara kadar çalışıyor idi. Acele etmesinin nedeni bu kalın kitabı padişahın doğum gününde ona sunacak olması idi.

Gecenin bir yansında karısı Düriye Hatun, vezirin yanına geliyor,

“Haydi yat artık efendi, gerisini yarın yazarsın” diyor idi.

Ama Dramalı Vezir Davut Paşa, elindeki tüyü hokkanın içine koyduktan sonra, başını çeviriyor, karısına gülümsüyor:

“Çok önemli bir iş yapmaktayım Düriye Hatun, diyor idi. Bu kitap, devlet yönetimi için çok faydalı bir kitap olacak. Bu kitabı okuyan padişahımız ve dahi devlet adamlarımız devleti daha iyi yönetecekler. Halk çok daha memnun ve mutlu yaşayacak. Ülkenin her yeri mamur olacak. İnsanların yüzü gülecek.”

Düriye Hatun, kocasının bu sözleri karşısında boynunu büküyor, kocasını tüy cızırtıları içinde bırakarak yatağına gidiyor idi.

Padişah, kendisine sunulacak böyle bir kitabın müjdesini almış, o da çok merakla yaş gününün gelmesini bekliyor idi.

Akıllı Davut Paşa, gece yarıları kimbilir ak kağıt üzerine neler döktürüyor idi. Davut Paşa şair idi, filozof idi… Padişah birkaç kez onun beyitlerini okumuş kendisinden geçmiş idi. Ve sormuş idi:

“Eyy Dramalı Davut, bunları nasıl yazarsın?”

Vezir Davut Paşa, başını eğmiş, padişahın eteğini öpmüş,

“Sayenizde hükümdarım” demiş idi.

Birçok padişah bu tahttan gelmiş geçmiş idi. Hangisine böyle bir hediye sunulmuş idi? Söz havada asılı kalır idi ve bir süre sonra uçar gider idi. Ama yazı hep kalır idi, sayfalar içinde yıllar yılı gizlenir ama bir gün ortaya çıkıverir idi. Kimbilir, belki de öteki padişahların adları birer birer unutulur ama bu kitap sayesinde padişahın adı yıllar yılı yaşar idi. Çünkü Dramalı Davut Paşa, kitabı padişaha ithaf ediyor idi.

“Çağırın gelsin bakalım Davut Paşa huzuruma” dedikte, Davut Paşa solgun yüzüyle hareminden çıkıyor, padişahın yanına gidiyor idi. Sırada kim olursa olsun önce huzura Davut Paşa alınıyor idi. Çünkü bu padişahın buyruğu idi. Padişah:

“Bilmiş olasınız ki, kim bekliyor olursa olsun, Davut Paşa geldiğinde huzura en önce o alınacak” demiş idi.

Padişah soruyor idi:

“Eee, söyle bakalım Davut, kitap nasıl gidiyor ha?”

“Sayenizde iyi gidiyor padişahım, on altıncı bab’a gelmiş bulunuyorum.”

“Söyler misin bana Davut, kaç bap olacak bu kitap?”

“Padişahım, ben de kendi kendime diyorum, şu kadar bap olacak, amma sonra bir bakıyorum, şu şu bapların da konması çok önemlidir. O baplar konmazsa kitap kitap olmaz, padişahıma sunmaya layık olmaz…”

“Çok güzel çok güzel… Söyle bana Davut, hangi padişah için kitap yazılıp hangi padişaha sunulmuştur?”

“Dedeniz hazretlerine bir kitap sunulmuştur padişahım.”

“Geç onu geç, ben o kitabı okudum, beş para etmez. Ya senin yazdığın? Geceleri gözüne uyku koymadan sabahları ettiğin?.. Söyle bakalım bana, bir sıkıntın var mı Davut?”

“Yok padişahım, Allah size ömür versin.”

“Haydi bakalım uğurlar olsun, otur minderine, çök rahlenin başına, al tüyü eline, hokkana batır ve yaz…”

“Başüstüne padişahım.”

El etek öpüp geri geri huzurdan çıktıkta, tam kapıda sorar idi padişah,

“Daaaavut!”

“Buyrun padişahım.”

“Yaş günüme yetişecek mi kitap?”

“Allahın izniyle yetişecek padişahım.”

Öteki vezirlerin hepsi de Dramalı Davut Paşa’yı kıskanırlar idi. Onun konağına padişah tarafından gönderilen onca hediyeler hiç önemli değil idi, amma velakin padişahın her divanda durup durup Davut Paşa’nın aklından söz etmesi öteki vezirleri çileden çıkarıyor idi. Gerçi padişah, Davut Paşa konağından hiç çıkmadığı için ona bir şeyler danışamıyor idi ama bu kitap yazılıp bittikte, Davut Paşa divan toplantılarına katıldıkta, o zaman padişah her şeyi ona soracak idi.

Bu kitap da nereden çıkmış idi? Vezir dediğin bir vezir divan toplantılarına katılır, padişahın buyruklarına kafa sallar idi. Günlerden bir gün bu Dramalı Davut Paşa huzurdan bir süre ayrılmak için padişah hazretlerinden izin istedikte, padişah:

“Niçin Davut?” diye sormuş idi.

Davut Paşa da anlatmış idi:

“Bir kitap yazacağım padişahım, size ithaf edeceğim, onun için bana şu tarihe kadar izin…”

“Niçin o tarih Davut?”

“Çünkü o tarihte siz doğdunuz yüce sultanım…”

Aman aman padişah çok memnun olmuş idi, ona:

“Hürsün” demiş idi.

Ama öteki vezirler hasetten çatlamışlar, içlerinden kocaman kin duymuşlar idi. Velakin belli etmemişler, hepsi de,

“Padişahımıza azdır bile” demişler idi.

Ama en büyük arzuları,

“Ah, padişahın doğum günü geldiğinde bu Davut Paşa kitabı bitirmeye, rezil rüsva ola, padişahın gözünden düşe” idi.

Ne çok sevinecekler, kendi aralarında bayram edecekler idi. Ama ağızlarını açmıyorlar, yaş gününü bekliyorlar idi.

Yani bu Davut Paşa hasta da mı olmaz idi? Ne biçim bir beden idi? Gece gündüz çalışıyor, ak kağıtlara cızır cızır yazıları döktürüyor ama ne hasta oluyor ne yoruluyor idi. Bu gidişle yaş gününden sonra yeni bir konak, ovada yeni bir sulu arazi ve kese kese altınların sahibi olacak idi. Belki de başvezir ünvanını alacak idi.

İyi de bu adam ne yazıyor idi?

Padişahın çocukluğundan başlamış, ona kaideler mi düzüyor idi?

Atalarından, dedelerinden, en büyüğünün vezirlerin cümlesi de hımlaşmışlar idi. Padişah:

“Çok güzel” dedikte onlar dahi,

“Çok güzel” demişler” idi.

Sonra padişah, kitabı Davut Paşa’ya uzatarak,

“Okuyasın cüzleri bir bir” demiş idi.

İlk cüz rüşvet idi… Davut Paşa oracıktan birkaç cümle okumuş, padişah özetlemiş idi, “Yani diyorsun ki Davut, devlet adamı rüşvet almamalıdır.”

“Öyledir padişahım…”

“Çok doğrudur Davut” dedikte padişah, divandaki vezirler,

“Çok doğrudur” demişler idi.

Davut Paşa ikinci cüze geçmiş, başlığını okumuş idi,

“Devlet adamı yalan söylememelidir.”

“Çok doğrudur” demiş idi padişah, vezirler tekrarlamışlar idi:

“Çok doğrudur.”

“Devlet adamı yakınlarına çıkar sağlamamalıdır.”

“Çoook doğru” demiş idi padişah, vezirler, “Çok doğru” diye bağırmışlar idi.

“Devlet adamı kesesini değil halkını düşünmelidir.”

Padişah ellerini çırpmış,

“Çok mükemmel” demiş idi, vezirler,

“Çok mükemmel” diye bağırmışlar idi. Akşam ezanında padişah Davut Paşa’ya otuz kese altın vermiş ve yemeğe alıkoymuş idi. Vezirlerle birlikte bu önemli kitap kutlanıyor idi. Davut Paşa, padişahın sağ yanına oturmuş yemeğini yiyor, böyle bir kitabı yazdığı için ve de padişahına sunduğu için çok memnun çok mutlu çorbasını içiyor idi. Çorbadan hünkarbeğendiye geçildikte Davut Paşa’ya bir şey olmuş idi, kıvranıyor, yüzü sararıyor, içi çıkacakmış gibi oluyor idi.

Dramalı Davut Paşa hünkarbeğendiden bir lokma almıştı ki masanın üzerine kapanmış idi.

“Vah vah, demiş idi padişah, ne değerli bir devlet adamı idi.”

Vezirler de aynı şeyi söylemişler idi,

“Vah vah eşi menendi, yok idi.”

Sonradan anlaşılmış idi Dramalı Davut Paşa zehirlenmiş idi.

Acaba neden zehirlenmiş idi?

Padişah çok üzülmüş, vezirler çok üzülmüşler idi.

Muzaffer İzgü

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir