Masal Oku; “Gençlikte Mi İhtiyarlıkta Mı?”


Masal Oku; “Gençlikte Mi İhtiyarlıkta Mı?”

Masal Oku;  Zamanın birinde çok zengin bir adam varmış. Bu adamın iki oğlu ile bir de çok iyi, namuslu, akıllı bir karısı varmış. Bir gün bu adam rüyasında aksakallı bir adam görmüş. Aksakallı ihtiyar adam zengin ve mutlu adama demiş ki:”Mehmet Ağa, sana üç bela gelecek gençlikte mi gelsin ihtiyarlıkta mı?”

Bir gece görmüş adam umursamamış. Ertesi gece rüyasında yine aynı adamı görmüş ak sakallı ihtiyar yine aynı şeyleri söylemiş: Mehmet Ağa, sana üç bela gelecek gençlikte mi gelsin ihtiyarlıkta mı?”

Mehmet ağa kan ter içinde sabahı zor eder. Yine akşam olur. Uyuyacakları vakit karısına der ki:

Ben üç gecedir böyle böyle bir rüya görüyorum, sen ne dersin?

Kadın da biraz düşündükten sonra kocasına:

“Bey ihtiyarlıkta sıkıntı çekmek zor gelir, gençken sağlığın gücün var ne gelecekse gençlikte gelsin.” der.

Adam yatar uyur rüyasında ak sakallı ihtiyar yine gelir. Yine sorar. Mehmet Ağa ne gelecekse gençlikte gelsin yanıtını verir.

Sabah uyanırlar. Çobanları koşarak gelir ağam bütün sürüyü kurt kırdı der.

Belanın biri buydu derler. Akşam bir yağmur yağmaya başlar. Fırtına başlar, şimşekler çakar birdenbire evleri yanmaya başlar. Evden canlarını zor kurtarırlar.

Sabah olunca biz çok zengin bir aileydik şimdi elimizde hiçbir şeyimiz kalmadı. İnsanların bize acımasına dayanamayız diye düşünüp oradan ayrılmaya kara vermişler. Çocuklarını da alıp yollara düşmüşler. Az gitmişler uz gitmişler güzel bir köye varmışlar.

<

p style=”text-align: justify;”>O köyde çobanlık yapmaya başlamışlar. Ekmek parasını kazanmaya başlamışlar. Bir gün o köye bir bezirgân gelmiş. Bir süre arada kalmış. Bir gün çamaşırlarımı kime yıkatabilirim diye köydekilere sormuş. Köylü çobanın karısının paraya ihtiyacı var ona söyle belki yıkar demişler. Bezirgân çobanın çocuklarını çağırmış çamaşırları kadına göndermiş. Kadın yine çocuklarla yıkadığı çamaşırları bezirgâna göndermiş. Bezirgân
çamaşırların temizliğine hayran kalmış. Şimdiye kadar böyle güzel yıkanmış çamaşır görmedim, demiş.

Bu kadın kötü bir çobana mı layık bana layık demiş. Çocuklara ben size para vermem. Sonra parayı kaybedersiniz. Gidin ananız gelsin ona vereceğim, demiş. Kadın gelmiş çoban kadının endamına hayran kalmış. Kadını zorla kaçırmış.

Akşamüzeri Mehmet Ağa gelir ki çocuklar ağlaşırlar. Adama durumu anlatırlar.

Oğullarım ananız da gitti, biz bu memlekette duramayız, biz de gidelim deyip yeniden yollara düşerler. Epey yol giderler karşılarına bir nehir çıkar. Nehir epeyce derindir. Oğlanın birini kıyıda bırakır diğerini yanına alır yüzerek tam nehrin ortasına gelir ki bir de ne görsün kıyıdaki oğlunu kurt kapmış götürüyor. Onu kurtarayım diye dönmeye çalışırken sırtındaki de suya düşer. Ne sudakini tutabilir ne kurdun götürdüğüne gidebilir. Elleri koynunda kalır. Suyun götürdüğünü bir değirmenci yakalar, kendine oğul eder. Kurdun götürdüğünü de çoban kurdun elinden alır kendine oğul eder. İki oğlan da büyür delikanlı olur. Babalarından biz kendi öz anamızı babamızı arayıp bulacağız diye ayrılırlar. İki delikanlı bir yolda bir araya gelirler. Arkadaş olup birlikte yollarına devam ederler. Kardeş olduklarını bilmiyorlar.

Mehmet Ağa, oğullarını kaybettikten sonra yine yollara  düşüp köy köy dolaşıp çalışarak yıllarını geçirdikten sonra bir şehre varmış. O şehrin de padişahı ölmüş, halk kuş uçurup padişah seçecekmiş. Kuş kimin başına konarsa onu padişah seçeceklermiş. Talih kuşunu uçurmuşlar kuş gidip bizim Mehmet Ağanın başına konmuş. Halk aman bu garip adamın teki bu olmadı demiş. Kuşu yeniden uçurmuşlar. Kuş yine Mehmet Ağanın başına konmuş. Bazıları oldu artık padişah bu adam derken bazıları yine kabul etmemiş. Üçüncü kez kuşu uçurmuşlar kuş yine Mehmet Ağanın başına konunca kimse reddetmemiş.

Mehmet Ağa padişah olmuş. Bir süre sonra oğulları da o memlekete gelmiş. Padişah bir gün gurbetten gelmiş namuslu iki delikanlı bulun da benim hizmetimi görsünler, demiş elçilerine. Onlar da gezmişler şehri bir kahvede temiz yüzlü iki delikanlı bulmuşlar. Onlar da padişahın öz mü öz evlatlarıymış. Biz haberi hain bezirgândan verelim. Hain bezirgân önceki padişahın iyi dostuymuş. Bu padişahla da iyi dost olmak için onunla tanışmaya gelmiş. Padişahın huzuruna çıkmış. Padişah onu gayet iyi karşılamış. Oturup sohbet etmişler. Vakit epey geçince bezirgân kalkmak istemiş. Padişah biraz daha kal diye ısrar edince bezirgân:

“Benim ailem var, yalnızdır. Yanında kimse yok.” demiş.

Padişah ben bekçi yollarım, deyince bezirgân biraz daha kalmayı kabul etmiş. Padişah hizmetine bakan çocukları çağırır, filanca yerde bir çadır var gidin onu koruyun, der. Bu iki delikanlı giderler çadırın başında nöbet tutmaya başlarlar. Bir süre sonra canları sıkılır konuşmaya başlarlar. Nerelisin, kimsin, anan baban nerde, öldü mü kaldı mı diye birbirlerine sorarlar.

Biri anlatmaya başlar. Babam zengin bir adamdı. Bir rüya görmüş, davarımızı kurt yedi evimiz yandı. Bir köye çoban durduk anamı kaçırdılar. Kardeşimi su götürdü beni de kurt kaptı. Beni bir çoban kurdun ağzından kurtardı. Ona evlat oldum. Şimdi de buradayım işte der. Diğer delikanlı suyun götürdüğü benim kardeşim diye kardeşine sarılır. Onlar sarılıp ağlaşırken oğullar ben de sizin ananızım diyerek kadın da çadırdan çıkar. Hepsi sarılıp ağlaşırken bezirgân gelir. Onlara gözükmeden doğru padişaha gider. Şikâyet eder. Padişah muhafızlarıyla çadırın yanına gelir. Kadınla çocuklar durumu baştan sona anlatırlar. Padişah anlar ki birisi karısı diğerleri de oğulları. Bezirgânı muhafızlarına verir tez onun başını uçurun emrini verir.

Bizim Mehmet Ağa gençlikte çekti cefayı, ihtiyarlıkta da sefa sürdü. Hepsi birlikte mutlu bir ömür sürdüler.

Anadolu Masallarından – Mehmet ALTINER

Bir Cevap Yazın