Hikayeler: “USULEN”


Hikayeler: “USULEN”

Sarıyer’in içerlerinde bir evdi… Bulana kadar epey aradım, yoruldum. Köşk büyük bir bahçe içindeydi. Yalçın çocukluk arkadaşımdır. Hikaye / Öykü

— Çok güzel bir köşkünüz var, dedim.

— Güher Teyzemin köşkü… dedi.

Yalçın’ın kitaplarını görmek için gitmiştim. Beni büyük, kitaplarla dolu bir odaya aldı.

Yalçın,

— Çaylarımızı burada içelim, dedi.

Ben kalın ciltleri karıştırırken yukarı kattan titrek, çatlak, çatal çatal bir ses geldi:

— Hedef Çamlı Tepe… Marş marş!.. Allah Allah!.. .

Bir duraladım. Bu sese bir anlam veremedim. Yeniden kitaplara daldım. O çatlak ses bir daha duyuldu:

— Sağa çark, marş! İiiileriii, marş!

Yalçın’a soracağım ama bitürlü soramıyorum. Komut veren ses, çocuk sesine benzese, bir çocuk askerlik oynuyor diyeceğim.

Yumuşak, geniş koltuklar içinde çaylarımızı içerken, yukarı kattan önce,

— İstikamet dere içiii! Marş marş!., diye yine o ses duyuldu, sonra bir gümbürtü koptu.

Birden kapı küt diye açıldı. İçeriye, şaşılası bir kılıkta, kadına benzemeyen, erkeğe hiç benzemeyen biri girdi. Saçları bembeyaz, uzundu. Başında çok eski zamandan kalma bir komutan şapkası vardı. Saçlarına, yüzüne bakarsan kadın. Giyinişi erkek. Göğsü, nişanlarla, madalyalarla dolu. Ayağında külot pantolon, eski ipek kadın çoraplarını da üstüne çekmiş. Belinde bir kılıç vâr.

O kılıkta bir yaratığı birden karşımda görünce, hemen yerimden fırladım. Yalçın elimden tuttu. Hikayeler

— Güher Dayım… diye içeri gireni bana tanıttı. Hikaye

— Nasılsın delikanlı? dedi.

— Teşekkür ederim efendim, dedim.

— Bir onbaşıya teşekkür ederim denmez. “Sağol” denir.

Yalçın’a döndü:

— Topçu kadanaları için kuru ot lazım.

Sonra, “İleriii, marş!” diye bağırarak dışarı çıktı. Şaşkınlık içindeydim.

Yalçın,

— Ben sana Güher Teyzemi anlatmamıştım, değil mi?

dedi.

— Hayır; dedim. Önce Güher Teyzen mi, Güher Dayın mı?

— İkisi de… Bak, anlatayım. Güher Teyzem, bu koca köşkte, iki evlatlığıyla birlikte yaşıyordu. Yanında hep iki evlatlık bulundururdu. Birini yetiştirip büyütür. Onu evlendirince yeniden bir küçük kız alır. Babam A nkara’dan İstanbul’a tayin olunca, bir zaman otelde kaldık. Kendimize uygun bir ev bulamadık. Güher Teyzem, “Koskoca köşkte canım sıkılıyor, gelin birlikte oturalım,” dedi. Annemle aralarında çok yaş farkı olduğundan, annem her dediğini dinler. Biz de bu köşke taşındık. Birlikte oturmaya başladık. O zaman Güher Teyzemin büyük oğlu Amerika’da, Güher Teyzemin kızı, aşağı yukarı annemle yaşıttır. O da evli, Maçka’da oturuyorlar. öykü

Böylece bir iki yıl geçti. Bir sabah, ne ben, ne babam daha işe gitmemiştik, girişte ayakkabımı giyerken sokak kapısı çalındı. Kapıyı ben açtım.

Eli çantalı bir polis,

— Güher burada mı oturuyor? dedi. Hikaye

Polisin Güher deyişine içerledim. Güher Teyzem o zaman yetmişdört yaşında, eski bir İstanbul hanımefendisi. Ona Sarıyer’de herkes “Hanımefendi”, “Güher Hanımefendi”, “Büyük Hanımefendi” der. Buralarda tanımayan da yoktur. Çok kişi adını bile bilmez de, “Hanımefendi” der. Hanımefendilerin köşkü… Hanımefendilerin bahçesi… Hep böyle. Hanımefendi denilince, onun Güher Teyzem olduğunu herkes anlar.

Polise,

— Burada. Ne yapacaksınız? dedim.

— Çağırın. Biraz lazım… dedi.

Güher Teyzem o zaman, oturduğu yerden hiç kalkmıyor. Kötürüm değil ama, rahattan, şişmanlıktan, yaşlılıktan yarı yatalak olmuş.

— Gelemez, dedim, ne istiyorsanız, bana söyleyin. Hikaye

Babam da sesimize geldi. O da polise,

— Gelemez, dedi.

Polis,

— Neden gelemiyormuş… Biz adamı getirmesini biliriz, dedi.

Babam,

— Getirin de görelim, dedi.

— Yani, kanun kuvvetine karşı mı geliyorsunuz?

— Yoo… Şişmandır da ondan, aşağı kata inemez.

Polis şaşırdı. Öykü

— Genç insan o kadar şişman olur mu? Nasıl merdivenlerden inemezmiş…

— Genç mi? Ne genci? Yetmişini geçkin…

Polisin gözleri büyüdü. Elindeki kâğıdı okudu.

— Burada yirmidört yaşında yazıyor. Peki, yetmiş yaşına kadar hiç askerlik yapmamış mı?

— Kim?

— Güher.

— Siz ne diyorsunuz? Güher Hanımefendi kadındır.

— Allah Allah… Asker kaçağı diye askerlik şubesi arıyor. Öyleyse bu Güher başka Güher olacak.
Annem doğma büyüme Sarıyerli olduğu için,

— Buralarda başka Güher yoktur, dedi.

Polis elindeki kâğıtta yazılı adrese bir daha baktı. Tamam, adres burası. Bütün bunlardan sonra polis bize kuşkulu kuşkulu,

— Gelsin rica ederim, dedi, nihayet bu vatani vazifedir. Hepimizin başından geçti. Bundan kaçmak olmaz. Devletin kolu heryere yetişir. Nereye kaçsa yakalarlar.

Polis başlamışken daha nasihat edecekti ama, babam,

— Kendi aşağı inemez, dedi, siz buyurun yukarıya, görün…

Annem,

— Yalnız, dedi, çok affedersiniz, lütfen ayakkabılarınızı çıkaracaksınız. Çok sinirlidir, kıyameti koparır.

Polisin kunduralarını, getirlerini¹ çıkarması epey zor oldu. Polis yukarı çıkıp Güher Teyzemi dizlerine battaniye örtülmüş, koltukta oturur görünce şaşırdı. Biz asker kaçaklığını öğrenince Güher Teyzemin kızacağını sanmıştık. Kızmadı, güldü, işi şakaya vurdu. Polis elindeki kâğıda bakarak,

— Adınız? dedi.

— Güher.

— Tamam. Soyadınız?

— Yenoğlu.

— O da tamam. Babanız?

— Tophane Nazırı Halim Paşa…

— Tutuyor. Burda da Halim… Anneniz?

— Vesamet…

Polis,

— Allah Allah, dedi, her şey uyuyor. Bir yaşınız, bir de erkek olmamanız işi bozuyor. Efendim, usulen bize bir nüfus kâğıdı sureti getirirsiniz. Biz de şubeye yazarız.

Polisin dediği gibi “usulen” Güher Teyzemin nüfus kâğıdı suretini çıkartıp karakola götürdük. Aradan bi onbeş gün kadar geçti geçmedi, yine o polis, yanında komiserle geldi. Komiser uzun zamandır Sarıyer’de bulunduğundan Güher Teyzemi tanırmış.

— Bir zabıt tutacağım hanımefendi, dedi.

Güher Teyzem,

— Ayol, madem beni tanıyorsunuz, ne zaptı?., dedi.

Komiser,

— Usulen… dedi.

Güher Teyzemin erkek değil, kadın olduğuna dair bir zabıt tutuldu. Komiserle, polisle birlikte biz de imzaladık. Aradan bir zaman daha geçti. Kapıya iki inzibat eriyle bir polis geldi. Komiser, polisle haber yollamış:

— Hanımefendi, bir zahmet, askerlik şubesine kadar usulen gidecek…

Biz,

— Bu nasıl iş… filan diye söylenecek olduk.

Polis yüzünü yumuşatarak,

— Usulen beyim… dedi.

Söylenişten öyle anlıyorduk ki, herhangi bişey “usulen” oldu mu, “aldırma, boş ver, hiçbişey gerekmez, hiçbir sorumluluğu yoktur, ama yine de yapılır” anlamına geliyordu.

Güher Teyzem, hikaye

— Eh madem usulenmiş, gidelim bakalım… dedi.

Güher Teyzemin askerlik şubesine gitmesi bir iş. Koltukta, kucakta merdivenden indirdik, arabaya bindirdik, askerlik şubesine gittik. Askerlik şubesinin başkanı bir yarbaydı. Yarbay, Güher Teyzeye bişeyler sordu.

Güher Teyze,

— Benim beyim generaldi. Yirmi yıl oldu öleli. Nasıl olur da, benim gibi yetmiş dört yaşında bir kadını askere almaya kalkarsınız? Ben Memduh Paşa’nın hanımıyım, dedi.

“ Memduh Paşa” lafını duyar duymaz, yarbay, hikayeler

— Vay hanımefendiciğim… diye yerinden fırladı, Güher Teyzemin ellerine yapıştı.

Bu yarbay teğmenken, Memduh Paşa’nın emrinde çalışmış. Güher Teyzemin gençliğini bilirmiş.

— Aman hanımefendi, beni tanımadınız mı? Memduh Paşa benim velinimetim…

Askerlik şubesi başkanı da tanıdık çıkınca, artık şu asker kaçaklığı belasından Güher Teyzem kurtuldu diye sevindik.

Yarbay,

— Üzülmeyin hanımefendi, dedi, böyle yanlışlıklar sık sık olur. Yalnız sizden bir ricam var, usulen nüfustaki kaydı düzelteceksiniz, o kadar.

Güher Teyzem kızdı,

— Canım, bu ne biçim iş? Karakol kadın olduğumu bilir, yine de size yollar. Siz benim kırk yıl önceki halimi bilirsiniz, nüfus memuruna yollarsınız…

— Usulen hanımefendi, usulen… dedi.

Dikkat ettim, “usulen” diyenlerin suratı yumuşuyordu. Askerlik şubesinden çıktık. O günden sonra iki üç günde bir, bizim eve inzibatlar, polisler, bekçiler gelmeye başladı.

— Nüfustan kaydınız gelmedi. Yanlışlık düzeltilmezse askere almak mecburiyetinde kalacağız…
Boyuna sıkıştırıyorlar. Bizi bir korkudur aldı. Yetmiş dört yaşındaki, fıçı gibi şişman Güher Teyzeyi hiç şakası yok askere alacaklar. Önce Maçka’da oturan kızı ile damadı yetişti. Hep birlikte nüfus müdürlüğüne gittik.

Nüfus müdürü de Güher Teyzemin damadının sınıf arkadaşıymış. Hatta iki kez de eve gelip Güher Teyzemin elini öpmüş.

— Ben hanımefendiyi tanıyorum, dedi.

Hepimiz bir oh çektik… Nüfus müdürü işi memurlara bırakmadı. Kalktı kendisi uğraştı. Defterleri odasına getirdi. Hepimize çay ısmarladı. Bir kalın kocaman defteri karıştırdı. Hikaye

— Evet, dedi, bir yanlışlık olmuş. Doğum tarihi 1301 yazılacakken yanlışlıkla 1351 yazılmış. Yani hanımefendi, yetmişdört yaşındayken, yirmi dört oluyor. “ Güher”i de erkek adı sanmışlar. Hepimiz gülüştük. Sonunda yanlışlık anlaşılmıştı. Ordan ayrılırken, nüfus müdürü,

— Şimdi siz hanımefendi, bu yanlışlığı düzeltmek için mahkemeye müracaat edeceksiniz, dedi.

 Aman, ne mahkemesi?..

— Usulen hanımefendi, usulen bir mahkeme… Mahkeme kararı olmadan biz değiştiremeyiz.

— Canım efendim, yanlışlığı ben mi yaptım? Kim bu yanlışlığı yapmışsa o gitsin mahkemeye…

— Hanımefendi bu mahkeme önemli bişey değil, usulen bir mahkeme…  hikaye

Eve döndük. Kapımızdan polisler, inzibatlar eksik olmuyor. Neredeyse Güher Teyzeyi alıp askere götürecekler.

Biz başa çıkamayınca İzmir’deki oğluna “anneni askere alıyorlar çabuk gel” diye telgraf çektik. Oğlan apar topar geldi. Karısını, çocuklarını da birlikte almış. Bu arada da askere almasınlar diye korkudan Güher Teyzeyi kaçırıp duruyoruz. Bir yakalarlarsa askere götürecekler. Güher Teyzem hepimizi topladı.

— İşin şakası yok, dedi, usulen musulen derken beni askere alacaklar. Aman işi sıkı tutun.

İzmir’den gelen Güher Teyzemin küçük oğlu, tanınmış bir avukat tuttu. Bazen insanın şansı iyi gider. Teyzem in davasına bakacak olan yargıç da Sarıyerliymiş. Güher Teyzemin elinde büyümüş. Çocukken köşkten çıkmazmış.

Mahkeme günü geldi. Güher Teyze koltukta, sanık yerine geçti.

Avukat,

— Sayın yargıcım. Müvekkilimin² temiz nasiyesinden³ de anlaşılacağı üzere… diye söze başladı.

Asker kaçağı olmadığını, kadın olduğunu, yaşının da yetmiş dört olduğunu anlatmaya çalıştı. İki duruşma sonra mahkeme tanıkların dinlenmesine karar verdi. Hep birden yargıcın evine koştuk. Yargıç, Güher Teyzemin ellerine sarıldı. Güher Teyze barut olmuştu.

— Ayol, sen beni bilmiyor musun? dedi, daha ne tanığı istiyorsun?

Yargıç,

— Aman teyzeciğim, usulen… dedi, usulen tanık dinlemek gerekir. İki tanık bulun yeter…

Usulen…

Oğul, damat, yeğen, kardeş, gelin, biz bütün akrabalar işin içinden çıkamayınca Güher Teyzenin Amerika’daki büyük oğluna uçakla mektup yolladık: “Acele gel. Anneni askere alıyorlar.” Bir hafta sürmedi. “Siz deli misiniz?” diye cevap geldi. “Deliyi akıllıyı bırak, anneni askere alıyorlar.”

Karısını, çocuklarını almış, Amerika’dan geldi. Olanı biteni öğrenince küplere bindi.

— Beceriksizler! diye de bize bağırdı.

Hep birden tanık aramaya başladık. Güher Teyzemin yetmiş dört yaşında olduğuna tanıklık edecek adamın en az doksan yaşında olması lazım. Kime gidiyorsak,

— Ben yapamam, diyor. Yetmiş dört yıl önce ben değil, babam bile doğmamıştı.

— Canım bu usulen bir tanıklık. Yetmiş dört deme de yetmiş de, altmış de, elli de… Ne dersen de… Usulen…

Kimisi,

— Allah var, ben bilmediğim şeye tanıklık edemem, diyor.

Kimisi, Hikaye

— Anlarlar da başım belaya girer. Yalancı tanıklığın cezası büyük… diyor.

Ara tara, biri ellibeşinde, biri de altmış var yok, iki tanık bulduk. Mahkeme tanıkları dinledi. Bu sefer de yargıç, Güher Teyzemin muayeneye şevkine, kadın olduğuna dair rapor almasına karar verdi. Bu karar verilirken mahkeme salonunda Güher Teyzemin kızı, iki oğlu, sekiz de torunu vardı.

Yeniden yargıca gittik. Ne desek boş…

— Canım, diyor, Güher Teyzenin kadın olduğunu ben bile biliyorum. Elinde doğdum büyüdüm. Ama ne yapalım, usulen bir kez muayenesi lazım. Usulen bişey bu…

Biz usulen olan işlemleri tamamlayaduralım, bir yanda da Güher Teyzeyi askere alacağız diye sıkıştırıp duruyorlar.

— Müsaade edin… diyoruz.

— Yahu, ne müsaadesi… Aylar geçti, diyorlar.

Bizde işler kolay yürür mü?

Güher Teyze,

— Ben bu yaştan sonra kadınlığımı muayene ettirmem… diye tutturdu.

Bu sefer biz yalvarmaya başladık:

— Aman Güher Teyze, bu muayene usulen bir muayene… Sahiden muayene değil ya, usulen…

Hem de muayene resmi hastanede olacakmış, insanın şansı yürüdümü yürür. Muayeneyi yapacak olan kadın doktoru, Güher Teyzenin büyük oğlunun yakın bir arkadaşı çıktı. Hastanenin başhekimi de Güher Teyzenin kocası Memduh Paşa’nın çok iyiliklerini görmüş. Askerî okula veren bile oymuş.

Güher Teyzeyi muayeneye götürdük. Mütehassıs4 doktor, Güher Teyzenin elini öptü.

— Bugün olmaz, dedi.

— Neden? diye sorduk. Öykü

— Efendim, bugün kurul günü değil. Yalnız benim muayenemle de olmaz, sağlık kurulu görecek.

Güher Teyzenin büyük oğlu,

— Yahu, ne kurulu? dedi. Sen benim annemin kadın olduğunu bilmiyor musun kardeşim?

— Bilmez olur muyum kardeşim! Biliyorum. Ama bu usulen bir muayene… Kurul muayenesi dedikse sahiden muayene değil ya… Usulen.

Güher Teyzenin erkek olmadığını, kadın olduğunu, yirmi dört değil yetmiş dört yaşında olduğunu herkes biliyor ama, yine de usulen herkes birbirine işi atıyordu. Yetmiş dört yaşında üç çocuk, sekiz torun sahibi Güher Teyzenin kadın olduğunu bitürlü ispat edemiyorduk.

Sonunda Güher Teyzeyi sağlık kuruluna çıkardık. Hiçbir doktor Güher Teyzenin elini bile tutmadı, nabzına bile bakmadı. Kadın olduğuna dair, yedi kişilik sağlık kurulu üyelerinin imzalarını taşıyan raporu verdiler. Artık iş 4Mütehassıs: Uzman bitmiş, bir duruşmalık yargılamaya kalmıştı. Ama Güher Teyzeyi de askere götürmek için bizi durmadan sıkıştırıyorlardı. Mahkeme günü geldi. Bizim gibi yakın akrabalardan başka, uzak akrabalar, tanıdıklar, uzak tanıdıklar, tanıdıkların tanıdıkları, meraklılar, hiç tanımadıklarımız mahkeme salonunu doldurmuştu. Çünkü Güher Teyzenin askere alınacağını gazeteler yazmış, bir yıldan beri süren usulen işlemler yüzünden bu olayı duymayan kalmamıştı.

Mahkemede rapor okundu. Tam yargıç kararı okurken Güher Teyze birdenbire,

— Ben erkeğim! diye bağırarak fırladı. Öykü

Önce bir şaşkınlık oldu. Sonra bir gülüşme…

Güher Teyze,

— Ben usulen erkeğim, askere gideceğim. Bu tanıklar, raporlar, hepsi yalancı… dedi.

Mahkeme, Güher Teyzenin kadın olduğuna karar verdi ama, o gün bugün Güher Teyze kendini onbaşı sanıyor. Evde herkese kendisine Güher Dayı dedirtiyor. Kocası Memduh Paşa’nın eski elbiselerini sandıktan çıkardı. Giyindi. Kılıcını kuşandı. Sabahtan akşama kadar mangasına talim yaptırıyor.

Yukardan cırlak, kart, çatallı bir ses geldi:

— İstikamet top ağaç… Marş marş! Allah Allah Allah Allah!

Aziz Nesin

¹Getir [getr]: Bacağın alt bölümünü ve ayakkabının üstünü örten kumaş veya köseleden yapılmış bir tür tozluk.

²Müvekkil: Birini [bir avukatı] kendine vekil olarak seçen.

³Nasiye [nâsıye]: Alın, (mec.) görünüş, tavır. Hikaye

4Mütehassıs 

hikaye, hikayeler, hikaye oku, öykü, öyküler, hikaye okuma, Aziz Nesin

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir