Kılıççı Baba


Kılıççı Baba

Kılıççı Baba Hikayesi

Kılıççı Baba

Hikaye Oku:

Dönemin pâdişahı, şehzâdeliği sırasında babasının armağan ettiği kılıcını düşürmüş ve kılıç kabzasından ayrılmış. Buna çok üzülen padişah, tüm yöreye haber salmış. Kılıcını eski biçimine getirene ne dilerse vereceğini duyurmuş.

Ancak padişahın sertliği, kılı kırk yarması pek çok ustayı ürkütmüş. Bir bahane bulur da, gazabına geliriz diye, kimse kılıcı onarmaya cesaret edememiş. Bu durum padişahı daha da çok kızdırmış. “Nasıl olur da koca ülkede bu kılıcı onaracak bir kılıççı ustası bulunmaz!” deyip küplere binmiş. Hemen bir ferman çıkarmış;

– Bütün kılıç ustaları huzurumuzu getirile!

Korkan kimi kılıç ustalan ortadan hemen kaybolmuş. Kalanlar da korkudan ne yapacaklarını şaşırmışlar. O sırada saraya şöyle bir haber gelmiş:

– “Eğer kılıç bana ulaştırılırsa, o kılıcı yapa… bilirim. Yüce Hakk’a dua ile…”

Haber, Muradiye’nin Küçükpınar yöresinden gelmekteymiş. Haber gönderen kişi, o yörenin pek sevilen ve hürmet gösterilen bilge kişilerinden biriymiş.

Saray görevlileri kılıcı bu bilge kişiye getirmişler. Orta yaşlardaki bu bilge kişi, bir post üzerinde oturmaktaymış. Saraydan gelen kişiler, çevrede kılıç ustasına ait hiçbir araç-gereç görememişler. Ne Örs, ne çekiç, ne ocak, ne körük, ne de başka bir şey görmüşler.

– “Herhalde bildiği bir şey vardır. Mesele onun meselesi, bize ne?” demişler. Bilge kişi kılıcı almış, üzerinde oturduğu büyük postun altına sokmuş. Kılıcı getirenlere;

– “Yarın bu saatte gelip alın” demiş.

Ertesi gün, saraydan kılıcı almaya gelmişler. Gelen görevliler merak içindeymişler. Bilge onları tebessümle karşılamış. Kılıç postun altındaymış. Bilge, kılıcı postun altından çıkarmış. Onlara uzatıp;

– “Kılıç onarılmıştır. Dileğim o ki, pâdişahımız bu kılıcı yalnızca hak yolunda kullanır… Pâdişahımız bile ki, bu kılıç boşuna elden düşüp kabzasından ayrılmamıştır…” demiş.

Saraydan gelen görevliler, kılıcı kabzasından çıkarıp sağını solunu incelemişler. Kılıç sanki hiç onarılmamış gibi yepyeni duruyormuş. Sağında solunda tamir, çekiç, kaynak izleri aramışlar; ama bulamamışlar.

Bu işe bir anlam verememişler, kılıcı alıp pâdişaha götürmüşler.

– Pâdişah bu yadigâr kılıcın yapıldığını görünce çok sevinmiş. O sırada, bilge kişinin, “Dileğim o ki, padişahımız bu kılıcı yalnızca hak yolunda kullanır… Padişahımız bile ki, bu kılıç boşuna elden düşüp kabzasından ayrılmamıştır…” sözünü de söyleyivermişler.

Pâdişah, bilgenin ne demek istediğini anlamakta gecikmemiş. Hemen onun nasıl bir kişi olduğunu, nasıl oturup nasıl kalktığını, nasıl konuştuğunu sormuş. Aldığı cevaplar onu derin düşüncelere salmış. Kılıcı yapan ustanın öyle basit bir usta olmadığını düşünmüş.Bu kılıç ustasını ödüllendirmek için değerli mücevherler, altınlar göndermiş; selamlarını iletmiş. Bilge kişi, bu mücevherleri, altınları görünce;

– “Padişahın sevinci, bizim de sevincimizdir, Bu ihsan benim değil, milletindir. Siz bu armağanları, benim adıma yöre halkına dağıtın.. Hem padişahımızın ihsanı, yüce Hakk’ın bize verdiği ihsanın yanında derenin getirdiği kum zerrecigi kadar bile değil.” demiş.

Yöre halkı hiç beklemediği bir zenginliğe kavuşmuş. O günden sonra da bilge kişi; ”Kılıççı Baba“ olarak anılmaya başlanmış. Ama kimse, Kılıççı Baba’nın o kılıcı nasıl onardığını hiç bir zaman öğrenememiş.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir